Ana içeriğe atla

Lethe

Sözcükler anlamı hafifleştirir ve okumak zamanı yavaşlatır. Bunun yanında bildiğim bir şey daha var, uzayan günler nihayetinde umut verir. Ve artık geceler uyumak için yeter de artar bile. 


Okulun penceresinden gördüğüm o yokuş yeşile dönecek ve az ilerdeki ağaçların o vahşi, hırçın dalları da pembeye. Bu havada çok az şiddetli hasta olur yaşlılar. Onların zamanları genelde kara kıştır, ölümle beraber yollar geçilmez olur ve mezar başında cesedi kapatmaya kadar yetecek kadar müsaade veren hava iyiye yorulacak tek şey olarak elde kalır. Ama gençler her zaman ölür, müşkülpesent yaşlılar gibi karın uğultusunu beklemezler. Seçim hakları yoktur. Özellikle de hayvan yavruları. Bahar gelir gelmez hemen doğup hemen ölürler ve cadı badem ağaçların dibine gömülüverirler. 


Geldiğim şehirde mezarlıklarda zeytinler vardı, çok fazla zeytin. Acaba zeytinin herhangi verimsiz bir türü müydü de insanlar onları görmezden geliyordu ya da bir şekilde insanın anne babasının meyvesini yemesi mi hoş görülmüyordu? Buradaki mezarlıklarda ne yetişiyor bilmiyorum, artık ölümü sömürme hevesim yok. Nihayet hak ettiği değeri alıyor bu duygu da içimde. Hem ne kadar geç büyüdüğümüz hakkında çok fazla sözüm var. Çünkü ailem artık ne doktora ne de vesikalık çektirmeye özenli gidiyor. Onlar yokken eğilip işgüzarlık içinde yerleri siliyorum, annemin sarı ince saç telleri parmaklarına dolanıyor. Diğer elimle çekip kurtulmaya çalışıyorum o inatçı kıllardan. Böyle anlarda tüm hayatınızı şaşmaz bir gerçeklikle görürüz, sizi ve tüm insanları bekleyen kaderi bir biçimde nefesinizle içinize çekersiniz. Bu hayatın sizi avutma biçimidir. Bir biçimde tüm duyguların ve ihtimallerin ortak olduğunu anlamak sizi kafesi kabullenmeye iter. Yine de bu mistik birkaç dakikadan sonra elinizi kirli kovadaki suya yeniden sokup bir balık gibi çırparsınız. Kıl köpüğe karışır. 


Portmantonun üzerindeki anahtarları tek tek yokladım, her kapı ve kilit için sayısız ihtimal. Bir fare tüm bu çelik yığınına sahip olsaydı küçük pembe burnunu titreterek labirentten hangi anahtarla çıkacağını bilir miydi? Ama bu tatlı kemirgenler genelde çıkışı olmayan cadde ve sokaklarda ezilirler. Aynı bizim gibi bir yapıştırıcıya düşer ve derileri kemiklerinden ayrılana kadar ince tiz bir sesle bağıra çağıra ölürler. Sonra da kururlar. Bazen eski bir halı ya da kilim parçasından yavruları çıkar. Halılar sadece romanlarda üstün bir estetik anlayışı ya da zenginliği gösterir, doğunun kendisinde sadece utançtır. Kafanızı eğip kurtulmak, içinde tıkılıp kaldığınız o andan kaçmak istediğinizde o bordo kahve desenler sizi bu defa bir ağa düşmüş gibi içine çekip yutar. Halılar bizim belki unutma nehirlerimizdir ya da fare yuvalarımız. Her iki ihtimal de baharı daha katlanılabilir hale getirir. Çünkü etrafta yeşil daha çoktur ve güneş daha erken aydınlatır gökyüzünü.


Misafir oturmaları artar, yaşlıların doktor randevularından başka anlatacak çok az şeyi kalmıştır artık. Aslında zamanında da şaşalı olmayan ama zamanın tozuyla sanki olduğundan fazla lezzetliymiş gibi görünen anıları artar. Diz ağrılarının ve düzenli ilaçlarının eşlik ettiği birbirinin aynısı günlerde, hiç ölmeyecekmiş gibi duran aynı sunucu ordusu onlara sağlık tavsiyeleri verip durur. Bahar sabahları krem rengi çiçekli yataklarında ayak parmaklarını bir ileri bir geri sallayıp dururlar. Artık kendilerinden başka bir varlığa dönmüşlerdir. Adları yoktur. Yaşları ve tahlilleri vardır. Kemiklerinin kırılganlıkları ilk defa çocuklarının aksak egosuyla aynı yerdedir.


Ev görünür biçimde eski steril halini bırakır ve pencere önüne dizilmiş ilaç ile kremlerden mürekkep bir manzara kalır. Apartman girişi serindir ve beton kokar. Asansör ya bozuktur ya tamir edilmektedir. Her katta kirli, temiz, yeni ve eski onlarca ayakkabının üstünden atlamak rutine döner. Faturaların biriktiği kapının önünde hala bir çocuk bisikleti durur. Dışarıda kedilerin karnı hareketlidir artık. Mahallenin esnafı; terziler, kuaför ve simitçiler kapılarını açık bırakmıştır. Artık buzda kayılmasın diye dükkan önüne serilen halılar kaldırımdan kalkmıştır. Kuru dallar daha az korkunçtur. 


Bir sonraki kışa kadar her şey yolundadır. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kedimin Kulaklarının Gölgesi

Duvara yansımasını sevdiğim tek gölge bu.  Ben hiçbir şeyin aslını sevmem. Geçmişteki fotoğraflarım şimdi olduğundan hep daha fazla yakın gelir bana. Şeker Ahmet Paşanın orijinal eserinin önünde durdum, derste anlattığım düşük çözünürlüklü olandan daha az sevdim. Eminim paşayı tanısam bu defa da resmini severdim. Annemin bir fotoğrafı var, annemden çok seviyorum onu. Defterlerimde yazdıklarım şuan olduğum kişiden ve küçük ablamın ezberlediği Ahmed Arif, Ahmed Arif'in kendisinden değerli. Ben hakikati sevmem, aramam ve merak etmem. Platon halt etmiş, gerçek varsa mağaranın kendisidir. Gerçek var mı? Birazına rastlıyorum bu aralar. Bazen gerçek ailenin aslında o kadar da ölüme yakın olmadığını hissetmek ve onların yeniden kıyafet alışverişi yapmasına sevinmektir. Yolculukta bacaklarını karnına çekip aslında sıkıldığın bir kitabı okurken ne kadar şanslı olduğunu fark etmektir. Bazen paçayı kurtarmak için samimiyeti olmayan özürleri dilemek, utancın bir çocuğu nasıl susturabileceğini y...

Yetişkinler Cephesinde Yeni Bir Şey Yok*

 ve tabii bende de... Puslu bir kahve içiyorum, ben mi kötü süzdüm yoksa kahvenin kendisi mi bu? İçten içe hayata karşı da aynısını hissettiğimi tüm umutlu insanlara bildirmeyi bir borç bilirim. İşler büyüdükçe kötüleşmiyor, zaten hep kötüymüş. Yetişkin olmak vergi ödemek, taksit vermek, çiçekleri düzenli sulamak ve pişman olurum korkusuyla dövme yaptırmamakmış. Daha söylenecek çok şey var, yetişkinlik aynı zamanda tüm bu kötü şeyleri o kadar da kötü görmemek demekmiş. Ve en değerli olan melankoli hissini kaybedip gerçekten üzücü şeylere üzülmek de olabilir. Ben melankolimi kaybetmemek için büyümüyorum. Melankoli her zaman lüks hissettiriyor ve selenyum eksikliklerinden ya da mr randevularından muaf olabiliyorsun. Dünyanın en güzel hissi hala yere dökülen saç tellerini görmezden gelmek ve kirli ayakkabılarla kitapçı gezebilmek.  Fakat bazen karşı  cepheye de geçiyorum. Ekonomi videoları izliyor ve yeni bir dünya savaşından korkuyorum. Oysa genelde tam aşkı bulduğum vakit ...

Perşembe Günü

İnsana çok da fazla boş zaman gerekmiyor aksi halde blog yazmaya başlıyor. Çocuk mu yapmalıydı? Yüzümdeki lekeler ne yapsam geçmedi ya da ben sivilcelerimi kazıyıp durduğum için ne yapsam fayda etmedi. Alın yazımın olması gereken yerde yaralar olduğu için mi bu aralar hayatım durduğu yerde beklemeye devam ediyor yoksa daha anlamlı bir noktası var mı bu durağın? Günümü melankolikleştirmeye bayılıyorum, peki bugün niye daha hüzünlü? Boş zaman, her şey boş zamanlar yüzünden.  Karın yağışını izledim, lezzetli bir sandviç yaptım ve bitki çayımla romantik komedi izledim. Gece gördüğüm freudyen rüyaları düşünmedim ve defalarca içine dalıp çıkmadığım havuza neden ablamı da sürüklediğime kafa yormadım. Kedim masamda uyurken onu izledim ve iyi müzikler dinledim. Neden bir yanım aşırı huzurlu diğer yanım cehennem? Her şey boş zamanların suçu. Boş zamanlar yüzünden anlıyorum kazanmak ya da kaybetmek diye bir şey olmadığını. Zıt kelimelerin gereksizliğini ve balkon parmaklıklarının trajik bir ö...